18 Şubat 2009 Çarşamba

Ölüm İlanı #5.

VERSE (2003 - 2009)


2008'in en güzel albümünü çıkartmışlardı. Güzel albüm çıkarttıktan dağılan gruplar kervanına katıldılar. Gerek duruş, gerek müzikalite olsun örnek bir gruptu. Geçmiş olsun.


10 Aralık 2008 Çarşamba

Turkiye'de Muzik Piyasasi, Kimlikler ve Catisma vol.3


Turk bir grup. Ismi Jetone. Kimse mi uyarmamis. Abi iyi guzel de ne bu hal ne bu muzik diye. Kesin Yuxexes isimli otoriter muzik mecmuasinda tanitimlari cikmistir daha once...
Not: Hakikaten tanitimlari o dergide cikmis. Tencere yuvarlanir...

15 Temmuz 2008 Salı

Gavur Yapiyor





































cool danke!
weiss nur nich so wirklich wie das geht, vielleicht kannst ja hiermit was anfangen


SCREAMOFESTIVAL
do. 17.juli abends im lokal, rosenthaler str.
71

Merkit (Screamo/Crustcore, Florida/USA)
www. flwebwizzard. com/merkit

Her Breath On Glass (Screamo/HC, Massachusetts/USA)
www. myspace. com/herbreathonglass

Lara Korona (screamo/alternativ/punk/ d.i.y.
Band aus Dresden)
www. myspace. com/larakoronaband

Johnny Futuro (Screamo/Emocore, Elsterwerda)
www. johnnyfuturo. net

The Saddest Landscape (Screamo/Emocore, Maryland/USA)
www. myspace. com/tslmusicwoah

14 Temmuz 2008 Pazartesi

A Perfect Kiss ve sonrasi















A Perfect Kiss

Kabul ediyorum, adi cok kotu. Ama icinde buyuk bir cevher sakli. Amerikali bir emo grubu. Hem de tam sevdigim tarz. Gercek aglak emo. Engine Down, Mineral, Owen, Benton Falls gruplarindan etkilenen bir grup kotu muzik yapamaz zaten. Guzel seyler dinlersen guzel muzik yaparsin, kural basit. A Perfect Kiss ise gercekten ovguyu fazlasiyla hakeden yuzde yuz "emo" etiketli gruplardan. Tabii ki cogu iyi grup gibi bu grup da dagildi. Oyle bir kanun var, bilmiyor musunuz yoksa? Sizlere myspace sayfalarini veriyorum. Eger birileri albumlerini upload ederse cok kral olur.

http://www.myspace.com/aperfectkiss















Age Sixteen


Screamo tarzini kim guzel yapar? Funeral Diner, Raein, Portraits of Past, La Quiete, Suis La Lune vs. Bu tarz gruplarin izinden giden baska bir dava arkadasi grup. Age Sixteen. A Perfect Kiss elemanlari da var kadroda. "Gercek screamo" dinlemeyi ozleyenlere ilac:

http://www.myspace.com/agesixteen















Surf Nazis on Ecstasy


Love Lost But Not Forgotten. Honeywell. Neil Perry. Dead Seraphim. Palatka. Tekme tokat. Yumruk. Kaos. Eski filmlerden alinmis repliklerle sarkiya girmeler. Sonra sarki baslayinca dinleyenin kafasina inen balyozlar. Oten gitarlar. Seyirciyle icice konserler. Hardcore'un ne oldugunu unutmayin. Zamaninizi sacma seyler dinleyerek harcamayin. Pata kute emo rulez. Unutuyordum. Bu da A Perfect Kiss cocuklarindan.

http://www.myspace.com/surfnazisonecstasy




Hayatimda gordugum en guzel konser afislerinden :

12 Temmuz 2008 Cumartesi

Kucuk Bir Hatirlatma


büyük şirketlerin önderliğindeki festivaller , organizasyonlar ... "ihtişamlı" sahneler , ses düzenleri , ışık sistemleri ... konser seramonileri , ritüeller , alkışlar ... profesyoneller, müzisyenler , ekipmanlar , seyirciler ... hit şarkılar, nakaratlar , sözleşmeler , satış rakamları ... kapitalizmin eğlence sektörü ... sizi aşağılık müzisyen bozuntuları ... hepinizin canı cehenneme...

Turkiye'de Muzik Piyasasi, Kimlikler ve Catisma vol.2

5 Haziran 2008 Perşembe

Turkiye demisken...

Biraz da ice yonelik kisa bir durum degerlendirmesi yapalim. Turkiye'de yazili bir hardcore yayini olmadigindan internet sitelerini kisaca yorumlayacagiz.

Memleketin yegane diy-hardcore-punk sitesi Noizine neden boktan bir forum oldu? Buyrun cevabi linkte. En cok goruntulenen ve mesaj yazilan topik neymis, gorelim.
http://noizine.net/forum/viewtopic.php?f=5&t=45
Goruntulemek icin siteye uye olmaniz gerekir. Ama Van Gobbel'e giren herkes Noizine uyesi degil mi zaten?

Izmir'den bir hardcore punk cephesi kurulmus. Ve de sitesi acilmis. http://www.ihcp-c.com/forum/
Ychorus ve F91W'den sonra yeni bir atilim yapan Izmirliler'i oncelikle tebrik ediyorum. IHCP-C forumunu okudum, inceledim,Turkpunk yerine IHCP-C'de insanlarin toplanip mesajlasmasi hic kuskusuz bir artidir. Ama henuz bir atraksiyon goremedik cepheden. Icerik olarak pek "dolu" gelmedi. Simdilik.

"Bir altkultrun anasi nasil sikilir dersi-1"
www.turkpunk.com
www.emoturkey.com
www.turkemo.com

Turkiye'de Muzik Piyasasi, Kimlikler ve Catisma

Sizlere bir siteden aldigim Hande Yener roportajini sunuyorum.
Van Gobbel'de Hande Yener'in ne isi var?
Aciklayayim:
Bu arkadas eskinin dandik popcusu iken sonradan elektronik muzik yapip kendini yerli pop piyasasinin disinda , bir tavri olan , "farkli" biri olarak gostermeye basladi.
Asagida roportajda zaten ne dusunduklerini ogrenebiliriz.
Okumaya deger bir roportaj oldugu dusuncesindeyim.

Yeni albümünüzden, imajınızdan konuşacağız ama öncesinde bir şey sormak istiyorum; artık ödül törenlerine katılmamaya karar vermişsiniz, neden?

“Altın Kelebek”le ödül alma işine nokta koydum. Ödül tabii ki çok güzel bir şey. Ödül verilmesine karşı değilim. Ben organizasyonlardaki hatalara ve şaibelere karşıyım. Bunları bile bile ödül almak istemiyorum. Ödül veriyorlar, listeler hazırlanıyor, tam ödülün yapılacağı gün bu listelere yeni isimler ekleniyor. Her şey bir anda değişiyor. Hani bu iş anketlerle yapılıyordu, hani sizin inandırıcılığınız? Bu durum benim çok canımı acıtıyor.

Hangi ödül töreni canınızı acıttı?

Burada konu ben değilim… Ben bu sisteme, düzene karşıyım. Mesela bana “En iyi şarkıcı” ödülü verilirken, olmadık insanlara ya da bir hafta önce albüm çıkarmışlara “En iyi albüm” ödülü gidiyor. Bu olmaz. Bir hafta önce albüm çıkarana ödül veremezsin. Bu haksızlıktır… Ben “Romeo” ile çok güzel bir başarı yakaladım, bunun ödülünü ancak bir yıl sonra alabildim. Doğrusu budur. Fakat şimdi anlık ödüller veriliyor. O yüzden artık hiçbir ödül törenine gitmek istemiyorum. Yeter! Değer ile popülarite, hediye ile ödül karıştırılmasın. Üst üste iki ödül töreninde şaibe yaşanınca, bu işi bitirmeye karar verdim.

İsim verebilir misiniz, hangi organizasyonlar şaibeliydi?


Bir tanesi Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği, diğeri bir televizyon kanalının çok yakında yapacağı ödül töreni… Bu kanalın hazırladığı listeyi gördüm, şaşırdım. Ben hayatımda 15 günlük ya da bir aylık albümümle ödül almadım. Oysa her iki organizasyonun ödül listesinde de 15 günlük albümler var. Bunlar motive için olabilir ama o zaman da ödülün adı “teşvik” ya da “en iyi çıkış yapan” olmalı. “En iyi albüm” ya da “en iyi şarkı”, “en iyi şarkıcı” ödülü veremezsin. Ben bu iki ödül töreninde de ödül alıyorum. Fakat bana 10 gün önce gönderilen ödül listesi ile geceye bir gün kala gönderilen ödül listesi arasında farkı görünce delirdim. Son anda araya birileri sokuşturuluyor; bu olmaz! Yeni albüm çıkarana “en iyi” ödülü veremezsin, ayıp! O yüzden artık kimse bana ödül vermesin. Dediğim gibi almayacağım, gitmeyeceğim. İstemiyorum…

Araya hangi şarkıcı ya da albüm sıkıştırılmış ki bu kadar öfkelisiniz?


Hem Boğaziçi Üniversitesi’nin hem de TV kanalının hazırladığı ödül listesine bir bakın, anlarsınız. İsim zikretmem…

Peki, gelelim yeni albümünüz “Hipnoz”a…

Müziğe dair öğrendiğim birçok şeyi bu albüme yansıttım. Sözlerini yazdım, felsefesini oluşturdum. Dolayısıyla bu albüm benim iyileşme albümümdür. “Nasıl Delirdim?”den sonra artık beni tedavi edecek şeyin müzik olduğunu gördüm. Artık hayatta her şeye geniş bakıyorum. O yüzden kendi sınırlarımı çok zorlayarak yaşıyorum. Şarkıların sözlerini de bu bakış açısıyla yazdım. Dolayısıyla albümün genel konseptine “hayatta her an her şey olabilir”i taşıdım.

Peki niye “Hipnoz”?

“Her ne yaşıyorsan onu aşkla kurtar” demek istediğim için… Hayata aşkla bağlan… Bunu müziğime, sözlerime yansıttım. Çünkü müzik çok etkili bir ilaçtır. Toplum olarak bizim pozitif müzik yapan birilerine ihtiyacımız var. Hem ritmiyle, hem sözleriyle bu insanları çok rahatlatacak bir albüm. O yüzden adı “Hipnoz.” “Nasıl Delirdim”de agresiftim, şimdi daha dingin ve huzurluyum. Müziğim de öyle. Dolayısıyla Hipnoz’un çok depresif birisini açabileceğini düşünüyorum. “Hipnoz” şarkımda da her türlü kötülüğün, negatifliğin, karamsarlığın, olumsuzluğun üstesinde aşkla gelinebileceğini anlatıyorum. Bu albüm her anlamda kendimi görmeme neden oldu. Mesela şu an kendimi şarkıcı gibi hissediyorum. Meğer ben bugüne kadar sesimi çok doğru ve profesyonel kullanmamışım. Elektronik müziğin içine girince bunu gördüm, öğrendim. Çünkü elektronik müzik çok zor…

“Pinokyo” isimli şarkınız da ilginç…

Albümde 10 şarkı var, “Pinokya” da en iddialılarından biri… Bu şarkıyı seslendirirken, oturup ağladım. Çocukluk dönemim aklıma geldi, böyle bir şarkı yazabilmek beni duygulandırdı. “Pinokyo” şarkımda, yalanın insanı sadece o anlık idare ettiğini anlatıyorum. Gerçekçilikten söz ediyorum. Çünkü ben bundan, yani gerçekçilikten yanayım.

Peki Romeo’nuz için yani sevgiliniz Kadir Bey için bu albümde de şarkı var mı?

Var tabii. “Gece-Gündüz” isimli şarkı onun için yapıldı… Tam bir aşk şarkısı. Kadir de (Doğulu) bu şarkıyı çok seviyor. Burada diyorum ki; “Dere tepe düz gelirim ardından, seve seve yükselirim, yankılanır adın kulağımda gece-gündüz.”

Marjinal olduğunuza inanıyor musunuz?

Bir kere hayatımı asla dejenere yaşamam, öyle şeyler beni bozar. Bu anlamda ayakları yere sağlam basan biriyim. Benim kafam uçuktur. Eğlenceli şeyleri düşünmek ve yaşamak hoşuma gider. Bu marjinallik konusuna da artık nokta koymak istiyorum. Kendimi yeni yeni tanıtmaya başladığım için herkes benim şu an öyle bir değişime girdiğimi düşünüyor. Ben genç kızlığımdan beri böyleydim ama bunu yansıtamıyordum. İmkan yoktu… 17 yaşındayken saçlarım punk’tı ve yan tarafları kendim kazırdım. Pop müzik piyasasına girdim, bozuldum! Pop piyasasında şöyle bir durum vardı; “Yaptığını devam ettir!” Ettirdim ama çok acılar çektim. Millet bayılıyordu, eğleniyordu, ben mutlu olmuyordum. Tamam yakalanan başarıdan ve albümün içindeki iki şarkıdan mutluydum ama geri kalanından mutsuzdum. Çünkü o ben değildim. Şimdi kendim gibi olmaya başladım. Farklılık bu işte.

Oysa herkes bu değişimle birlikte biteceğinizi düşünüyordu?

Ben bitmeyeceğimi biliyordum. Benim dışımda herkes korktu. Ama korkmadan yaşamak çok zevkli. Bunu herkesin denemesini isterim. Tabii ki şanslıyım ama ben ideallerimin peşinden gittim. Oturup beklemedim…

Biraz da aşktan söz edelim mi?

Aşk, insanın hayatını yönlendiren bir şey. Biz aşktan çok şey bekliyoruz. “Bana söz vermiştin, niye olmadı, niye bitti?” diyoruz. Bitiren de biziz, başlatan da. Aşktan beklediğimiz ne? Benim aşktan beklentim sadece hayatımı yönlendirmesi.

Peki Kadir Bey sizi bu anlamda yönlendiriyor mu?


Hem de çok… Kadir’i tanımadan önce aşkla ilgili umudum kalmamıştı. Tabiata bağlamıştım kendimi. Hatta “Herhalde ben de hayvanlarla yaşlanacağım” diyordum. Meğer umut varmış. Yeniden yaşadığımı hissediyorum Kadir’le. Ruh eşini bulmak kolay bir şey değil. Ben bunu buldum ve kurcalamıyorum. İlişkimi taze yaşıyorum. Bizim ilişkimizde hiçbir dert, sıkıntı masaya yatırılmaz, hiçbir sorun uzatılmaz.

Ne zaman evleneceksiniz?

Artık bu eylülde evleneceğiz. Bu kez uzatmayacağız…

Peki şarkılardan devam edelim… “Buradayım” şarkınızın sözlerine baktım da fena halde bir taşlama durumu var…

“Bir nefret var kontrol yok, yürümek varken konuşan çok, bana bakma ben kimseye kızmıyorum, gülüyorum, bakıyorum, geçiyorum. Buradayım kışkırtıyorum seni, biliyorum delirtiyorum seni, biliyorum zehirliyorum seni, kanındayım dolaşıyorum senin…” Çok güzel bir şarkı oldu…

Kime bu sözler?


Etkim altında bıraktığım insanlara… İnsanlar bir şeyi beğendiği zaman, onu taklit ediyorlar ve sonra da “Bu benim” diyorlar. Böyle bir şey yok. Taklit hiçbir zaman gerçeğinin kalitesinde olmaz. Etrafta bir sürü Hande Yener var ama benim aynım değiller. Olsa, yine sözüm yok.

“Kim ne yapmış” diye alıp dinlediğiniz albümler var mı?


Hiç… Radyodan duyduğum an ya da klibini izlediğim zaman ne yapıldığını görüyorum. Güzel bir şey olsa hemen koşarak alırım. Yok! Benim şu ana kadar aldığım Türk albümü yok. Türkçe pop asla dinlemiyorum!

Severek dinlediğiniz hiç Türk şarkıcı yok mu?


Öyle ölüp biterek dinlediğim bir Türk albümü yok. Madonna’yı alıp dinliyorum. Öyle bir sound çıkmışken Türkçe popu dinleyemem ki. Kulağımı bozamam. Bizimkiler çok derin düşünmüyorlar. Hiç yurtdışına bakmıyorlar. Niye bakmıyorlar, anlamıyorum. En fazla baktıkları benim. Neden? Bakacakları yer müziğin kalbi. Ben de oraya gidiyorum zaten.

Nasıl gidiyorsunuz?

Tası tarağı toplayıp İngiltere’ye gidiyorum. Oradaki bir firmadan albüm teklifi var. Şu an görüşmeler devam ediyor. Oraya yerleşip, albüm hazırlayıp dünyaya açılacağım. Çünkü bana inanılmaz bir talep var. Bunu başaracağım.

Ayşe Hatun Önal’ı dinlemediniz, klibini izlemediniz mi? “Kalbe Ben” klibi çok beğenildi mesela…

Klibini izledim, ama bir açıklama yaparsam gündeme çok ağır düşer. O yüzden başkalarıyla ilgili yorum yapmayayım.

Ayşe’yi beğenmiyor musunuz?


Ben elektronik müzik yapan herkesi destekliyorum. Fakat şöyle bir gerçek var ki, benim için sahnedeki canlı performans ve işin devamı çok önemli. Ben Ayşe’nin bir darbuka, kemanla şarkı söylememesinden dolayı mutluyum. Yeni bir şeyler yapmaya çalışıyor. Elektronikte çok farklı tarzlar var. Bizim birbirimizle hiç alakamız yok. O yüzden kıyaslanmaktan hoşlanmıyorum. Benim enerjim, yaptığım iş farklı, onunki farklı.

13 Mayıs 2008 Salı

Celeste (Johan) - Röportaj.

Celeste, Mihai Edrisch gibi Avrupa sahnesinin en etkileyici gruplarından birinin küllerinden doğdu. Sen ve Guillaume Celeste’yi kurarken Benoit Daitro’ya katıldı. Biraz Mihai Edrisch döneminden ve konserlerden bahsedebilir misin? Çünkü konserlerinizin hep katılanların aklını aldığı söylenir.
Tamam, bir kaç detay vereyim. Celeste Mihai Edrisch dağılmadan daha once kurulmuştu, Benoit da en başından beri Daitro’daydı ve “Avrupa sahnesinin en etkileyici gruplarından biri” olduğumuzu düşündüğün için teşekkürler hehe. Dediğin gibi konserlerimizin gerçek birer tecrübeye dönüşmesi için uğraşırdık. Her seferinde izleyenleri özel bir ruh haline sokmak için kendi ışıklandırma ekipmanımız olurdu. Şovlar bazen gayet iyi geçerken bazen de felaket olurdu. Bu da hep çaldığınız mekana ve daha başka şeylere bağlıdır, çalma isteğiniz, şovdan once kaç bira içtiğiniz ya da mekanda kaç insane olduğu gibi. Ama hep çoğu hardcore grubundan biraz farklı şeyler yapmak için elimizden geleni yapardık. Işığın yoğun olduğu mekanlardan nefret ederim. Celeste’yle bu fikri belki Mihai’yle olduğundan bile öteye taşıyoruz. Tamamen karanlıkta kırmızı projektörlerle ve stroboskop pedale bağlı şekilde çalıyoruz.

Celeste kasvetli bir atmosferle kaotik ve melodik işleri harmanlıyor bence. Bu yüzden Pessimiste(s) geniş bir kitleye hitap ediyor. Su ana kadar bu kayıttan memnun musunuz ? Sanat tasarımı çok güzel bu arada, kimin tarafından yaratıldı?
Bence senin tanımının yeni albümüz Nihiliste(s)’e daha uygun olduğunu düşünüyorum. İlk albümüzle gurur duyuyoruz ama bize göre biraz fazla emo ve melodik. Şimdi daha çok Cult of Luna, Breach, Shora ayarında ve 10 kat daha vahşi ve karanlık. Bizim beklentilerimize ve zevklerimize daha çok uyuyor. Artwork’e gelince. Fotoğraflar Alman bir heriften çalındı. Onları çaldım ve iyi görünen bir şey ortaya çıkarmak için kaynaştırdım. Beğendiğinize sevindim.

Şarkı sözlerinden biraz bahsedebilir misin? Ben Fransızca bilmiyorum ve sadece kaba çevirilerle « Diluons Nos Souvenir D’enfance »ın çocukluk hatıralarla olabileceğini düşünüyorum mesela? Hiç İngilizce söz yazmayı düşündün mü ? (Her Fransıza gıcıklık olsun diye aynı soruyu sorucaz evet – VG). Fransızcanın kulağa daha melodik ve akıcı geldiğini söylemem lazım.
Sözler hem herşey hem de hiçbir şey hakkında.
“Diluons nos souvenirs d’enfance” bir istisna, o pedofili ve ensest hakkında. Diğerleri sadece bir araya geldiğinde hoşlanabileceğin cümlelerin karışımı. Tamamen kendi hayatım hakkında yazdığım Mihai Edrisch döneminden çok farklı. Yeni albümdeyse sözler kısaca hayatın nihilistic yönleriyle ilgili. Her zaman Fransızca şarkı söyledim. Gördüğün gibi İngilizcem o kadar kötü ki kendimi o dilde ifade edemezdim. Hem anadilimde söylemeyi her zaman normal buldum. Dünyada yeterince İngilizce müzik var. Farklı birşey yapma fırsatımız varken yapalım. Sadece Almanların İngilizce şarkı söylemesine hak verebiliyorum çünkü kendi dilleri çok çirkin hehe.

Sıkıcı bir soru ama biraz etkilendiğiniz gruplardan bahsedebilir misin ? Myspace’de benim de en sevdiğim grupları yazmışsınız. Bu arada Overmars ve Shora’yla bağlantınız ne, yakın arkadaş mısınız?
Shora’yla başlayalım. Arkadaş değiliz, sadece uzun önce vokalistleriyle karşılaşmıştım. İsviçreliler ve şimdi tarzlarını tamamen değiştirdikleri için aynı piyasada da çalmıyoruz. Ama bir kaç sene önce yaptıkları albümler (« Shaping the Random », « Switching Rethorics ») bizi en çok etkileyen işlerdir. Overmars’la aynı şehirde yaşıyoruz ve iki tanesini iyi tanıyorum ve seviyorum ama müzikleri bizi çok etkilememiştir. Etkileşimlerimiz olarak Shora, Breach, Knut, Neurosis, Cult of Luna, Callisto ve Amen Ra’yı gösterebiliriz.

Grup üyelerinin yan projeleri var mı?
Hepimiz Llorah’tan iki kişiyle beraber (Llorah’ın henüz kaydı yok, sadece Lyon’da bir konser verdiler) Forge isimli bir projenin parçasıyız.

2007’de Funeral Diner, Seeing Means More, Hot Cross, Planes Mistaken For Stars ve I Would Set Myself On Fire For You gibi çok iyi gruplar dağıldı. Piyasa için büyük bir kayıp ama Mihai Edrisch – Celeste örneğindeki gibi bir çok dağılan grup yeni projelerle dönecektir. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun ? Bahsettiğim gruplarla ilgili anıların vardır belki...
Bu grupların hiç biriyle beraber çalmadık. Sadece Funeral Diner’ı izlemiştim iki kere. Grupların dağılıyor olması bence normal. Bizim yaptığımız şekilde müzik yapmak çok zor. Çok fazla para kaybediyoruz ve aynı anda çalışmak ya da okumak zorundayız. Hiç boş zaman olmadan çok iyi işler yapıyoruz. Hepimiz insanız, öyle anlar geliyor ki birimiz turlamaktan bıkıyoruz, biri başka bişeyden bıkıyor, biri « emo »dan sıkılıyor, öbürü politik konulardan sıkılıyor, biri grupla kız arkadaşıyla harcadığından daha çok zaman harcamaktan bıkıyor ya da biri kısaca müzikten sıkılıyor, vs. Dinleyicilerin ve fanların gruplar dağıldığında hep farklı nedenler aradığını biliyorum aslında hep bu kadar basittir. Üzücü ama hayat böyle (Bu adam Fransız falan değil, kesin Türk. Ne dram yarattı iki dakkada be – Ahmet)

Avrupa screamo piyasası hakkında ne düşünüyorsun? Amerika ve Asya sahnelerinden farkı nadir? Bu soruyu farkları bilecek kadar turladığınız için soruyorum. Bir karşılaştırma yapabilir misin?
Sadece Avrupa’da seyahat ettim ama kendi içinde bir çok farklılıklar var. En güzel tecrübelerim İspanya ve Almanya’dakilerdi. Mihai Edrisch’le İspanya turnesi yapmıştık. Gerçekten DIY ruhu vardı, küçük kulüplerde çaldık ve insanlar çok iyiydi. Mesela şovlarda bedava CD verdiğimiz lotolar düzenliyorduk ve çok eğlenciliydi. CD kimsenin umrunda değildi, sadece gruba yardım etmek istiyorlardı. Nedenini bilimiyorum ama İspanya’da çok fazla insane Mihai Edrisch’I seviyordu. En güzel anılarımızdan biri olan Sant Feliu Fest diye büyük bir festivalde çalmıştık. Celeste’yle de işler Almanya’da iyi gidiyor. Belki şirketimiz Denovali’nin Alman olmasındandır. Almanlar mükkemel organizatörler ve sağladıkları koşullar inanılmaz, yemek yiyorsun, içiyorsun ve düzgün şekilde uyuyorsun ki bu çok önemli hehe. O ülkede çalmayı gerçekten çok seviyorum. Maalesef Fransa hakkında çok şey söyleyemeceğim çünkü çok dolaşmadım. Bu üzücü ama Fransız organizatörler yerel bir grup yerine yabancı gruplara yardımcı olmayı tercih ediyor. Bu yüzden Fransız bir grubun Fransa’da turlaması çok zor.

Diğer piyasaları karşılaştırmaya gelince, sadece dinlediğim gruplar üzerinden bir şeyler söyleyebilirim. En başta Amerikan piyasasının abartıldığını düşünüyorum, özellikle screamo’da. En iyi gruplar Avrupalılar. Avrupa’da kesinlikle farklı bir his var, belki romantizmle olan tarihi köklerimizle ilgilidir. Asyalı gruplar da çok ilgi çekici. Verdikleri histen değil de yaptıkları işlerin çılgınlığından sanırım çok farklı kulağa geliyor ve deneysellikte, farklı türleri harmanlamakta kimsenin gidemeyeceği kadar ileri gidiyorlar.

Pessimiste(s) Purepainsugar ve Alchimia’dan plaksa Denovali’den yayınlandı. Firmalar ve dağıtımları hakkında neler söyleyebilirsin ? Sanırım Alchimia’dakiler arkadaşların.
Ben de Alchimia’nın bir parçasıyım. Bu yüzden kendimiz hakkında sadece iyi şeyler söyleyebilirim. Maalesef firmayı kapatıyoruz. Çok fazla arkadaş beraber yürütüyorduk ama zamanla hepimizin müziğe bakışı farklılaştı, bu yüzden gruplar gibi biz de dağılıyoruz. Purepainsugar çok iyi bir arkadaşım. Turladığımızda Celeste’yle birlikte gelir ve iyi zaman geçiririz. Denovali Myspace üzerinden tanıştığım çok iyi ve eğlenceli insanlar. Aynı ruhatyız, müzikten keyif alıp eğleniyoruz. Gerçek hayatta onların şehirlerindeki bir konser için buluşmuştuk. Çılgınca bir geceydi, onlar da bizim gibi aptal insanlar! Onlarla çalıştığımıza çok memnunum. Yeni albüm için plakları hazırlamaya başladılar. Belki CD’leri de onlar basacak, şimdilik bilmiyoruz. Dağıtıma gelince. Her şirketin çok iyi olduğunu düşünüyorum. Albümlerimiz dünyanın her yerinden edinilebiliyor ki bu da yeterli sanırım.

Janrın en önemli noktalarından DIY hakkında fikirlerin neler ? Ben DIY’le herşey insan eliyle hazırlandığı, tek tip olmadığı için ilgiliyim. Senin ilgin ne durumda ?
Mihai zamanı DIY’le çok ilgiliydim ama dürüst olmam gerekirse biraz yoruldum artık. DIY ruhunu seviyorum ama DIY köktencilerinden sıkıldım. İçine çok fazla politik öğe sokulduğunu düşünüyorum, özellikle Fransa’da, ve bundan rahatsızım. Hala DIY yollarıyla müzik yapıyorum ama DIY « uzmanlarının » düşündüğü şekilde değil. Dediğim gibi, arkadaşlarımla beraber küçük kulüplerde güzel insanlara müzik yapmaktan, hiç takmadan para kaybetmekten, şahane insanlarla albüm basmaktan, bira içip eğlenmekten zevk alıyorum ve benim DIY anlayışım bu.

Gelecek için planlarınız neler ? Planlanan split, compilation ya da turlar var mı ?
Sadece iki şey var planlı durumda. Yeni albümümüz Nihiliste(s) kaydedildi, 2007 Kasımında çıkmış olacağını umuyorum (2008 şubat’ta çıktı tabi bu albüm - VG). Bir yılda 2 albüm yaptık. Bu yüzden yeni ürünler için düşünmeye vaktimiz var. Planladığımız diğer bir şeyse yakında kaydedeceğimiz Tantrum grubunun bir coverı. Hepimiz çalıştığımız ya da okuduğumuz için çok fazla vaktimiz yok ama turlamak için vakit yaratmaya çalışıyoruz. Ve yazın albüm filan kaydetmeyeciğimiz için belki büyük bir turne yapmaya çalışacağız.

Son zamanlarda « emo kid » denilen piyasacılar her yeri işgal ettiler. Konu hakkında bilgisi olmayan herkes guru kesildi. Diğer taraftan gerçekte ne olup olmadığını bilmeyen ve emo’yla dalga geçip bütün sahneyi poser sayan dallamalar da türedi. Bütün bunlar ve janr hakkında genel düşüncelerin neler?
Bu gerçekten iyi bir soru. Bu tip insanlar gerçekten canımı sıkıyor, sadece emo / screamo’da değil bütün hardcore piyasasında. Bu sahte gurular sadece birer göt delikleri. Bir grubun son albümünü ilk kimin dinlediğinin yarışını yapan, 70’lerin en dandik punk grubunu bilmeye çalışan, bir grup hakkındaki en son dedikoduları bilen ve önlerinde laptop forumlarda dolaşarak masturbasyon yapan insanlar bunlar. Hepsine acıyorum. Ve bu gencolar müziğinizi ya da yaptıklarınızı hep eleştirirler ama hiç bir zaman bir grup ya da distro kurmazlar, fanzin çıkarmazlar, konser organize etmezler. Çoğunluğunun müzik yapmak hakkında en ufak bir fikri bile yoktur. En kötüsü de bu tip insanlar bir grubu canlı izlemek için başka yerlere seyahat etmezler, hatta kendi şehirlerindeki konserlere bile para vermezler çünkü ellerinin altında Youtube var. Gidin asın kendinizi, bi grup sittiğimin loser ineğisiniz sadece.

Emo piyasasına gelince, pek umrumda değil çünkü benim için sadece hardcore sahnesinin bir parçası. Her ortaya çıkan hareket gibi bazı ülkelerde yaşlı insanlar reddeder onu ama kimin umrunda ? Sen eğlencene bakarsın, eğer insanlar yaptıklarını severse de iyidir. Fransa’da çok fazla screamo grubu olduğu için piyasacılar ve diğer bir çok insan ortamın içine edebiliyor, bu üzücü. Etrafımızdaki diğer ülkelerdeyse çoğu kişi emo olup olmadığınla değil sadece iyi iş çıkartıp çıkarmadığınla ilgileniyorlar, o kadar. Öylesi daha iyi.

Son sözlerini alalım.
Röportaj için çok teşekkürler. Türkiye’de daha çok insanın Celeste albümlerini keşfedeceğini umuyorum. Türkiye’de bir kaç konser vermekten zevk duyarız. Gelecek yaz için teklif yapmaktan çekinmeyin ; celeste_contact@hotmail.fr .
Kendinize iyi bakın. Johan.

www.weareceleste.com

www.myspace.com/unhiverdeplus

Celeste kayıtları / merch

//Bleakblanktragedy.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Kent McClard (Ebullition Records)

“Ebullition sound” diye bir kavram var mı sence?
Hayır. Ebullition’da 15’ten fazla yayını olan , grupların farklı olduğunu bilir. Still Life , Monster X gibi çalmaz. Seein’ Red , Orchid gibi gelmez kulağa. Ampere , Downcast’e benzemez.

Ebullition ve heartattack’in hardcore camiasına müzikal ve estetik anlamda etki ettiği fikrine katılıyor musun?
Tabi ki. Ne dereceye kadar bilmiyorum ama eminim ki bir etkisi vardır. Ayrıca ebullition ve heartattack hareketin sadece bir kısmı. Her şey beraber işler. Bu firma bunu değiştirdi, şu grup şunu değiştirdi diye bir şey söyleyemezsin. Bu şekilde yürümüyor. Hardcore bir akım ve bir insan topluluğudur. Her gün herkes tarafından değiştiriliyor.

Hardcore alanını “Born Against” kadar etkileyen 90 sonrası bir grup var mı?
Born Against’e fazla kredi veriyorsun bence. Born Against bir şeyin parçasıydı. Tek uğraş veren onlar değildi. 90’ların hardcore değişim sürecinde bu işin parçası olan birçok grup vardı. Hardcore’da değişimin gerçekleşmesi sadece gruplardan değil, akımdan ötürü olan bir şey.

“Born Against”ten sonra Sam’in projeleri hoşuna gitti mi?(mrp, wrangler brutes, etc.)
Wrangler Brutes’ı sevdim. Men’s Recovery Project gerçekten hoşuma gitmedi.

Eskiden amerikan punk/hardcore gruplarının radikal sözleri ve görüşleri vardı. Şu anda her şey sıradan ve yüzeysel görünüyor. Şimdi gruplar politik bir apolitiklik mi yaşıyor sence?
Bence yanılıyorsun. 90’larda söyleyecek hiçbir şeyi olmayan bir sürü grup vardı. Bugün söyleyecek çok şeyi olan bir sürü grup var. Orchid sözleri harikadır. Rambo sözleri de çok iyidir. Limp wrist sözleri de güzeldir. Hala söyleyecek bir sürü şeyi olan çok grup var. Herkes hardcore tarihinde geriye bakmak ve onun ne kadar müthiş olduğunu söylemek istiyor. Ama inan bana, 80’lerde tamamen apolitik ve anlamsız şarkı sözleri olan berbat gruplar vardı. 90’larda da var böyle gruplar ve bugün de var. Hardcore’da her zaman hiçbir şey yapmayan gruplar ve her zaman muhteşem şeyler yapan gruplar olacak. İyi işler yapan grupları bul ve geri kalanları görmezden gel. Rambo amerika’yı bitkisel yağ yakan bir karavanla turluyor. Bu apolitik mi? 80’lerde ya da 90’larda böyle bir şey yapan bir grup bilmiyorum. Bu sadece bugün faaliyette olan politik görüşlerden bir örnek.

Heartattack dergisinde Policy of 3, portraits of past, jihad, jenny picolo, yahmos, swing kids gibi grupların röportajları var. Bu gruplar screamo-90’ların emo’suna yakın çalıyorlar. “ebullition sound” , “heartattack sound” ya da “emo sound based California” hakkında konuşunca bu tarz grupları düşünüyoruz. Camiadaki insanlar bunu kabul ediyorlar. sen niye etmiyorsun? Yoksa sadece mütevazı mı davranıyorsun? “emo” ve “screamo” diye bir şey var. Diğer tarzları göz ardı edip sadece hardcore ve puncrock var demek tamamen doğru değil.
Kendi adıma düşünebilirim. Diğer herkes gibi düşünmek zorunda olan akılsız bir asalak değilim. Kişisel olarak onların “ebullition sound” , “heartattack sound” ya da “emo sound based California” olduklarına inanmıyorum. Böyle söylemek sadece tembellik ve bilgisizliktir. Unholy Grave’in , heartattack’te röportajı yapıldı. Los Crudos’nun da heartattack’te röportajı yapıldı. Şimdi bu gruplar emo mu? Econochrist, end of the line, severed head of state, moster X ve los crudos, hepsi ebulliton’dan kayıtları yayınlananlar. Bu grupların herhangi bir şeyi Policy of 3, amber inn, still life ya da moss icon gibi mi geliyor kulağa? “ebullition sound” diye bir şey olduğunu söyleyen biri sadece cahildir. Ben bir ebulliton tavrı olduğunu söylerim ama sound’u olduğunu değil. Bir grubun sound’unun ne olduğu umrumda olmaz(ya da bir grubun sound’unun ne olduğunu siklemem.). onların tavrıyla ilgilenirim. Ebullition’ı tanımlayan/sınırlayan şey tavırdır, sound değil.

Bunun yanında, grupların müziğini tarif ederken “born against tarzı hardcore” sözünü kullanabiliyoruz ve “born against tarzı hardcore” diye bir kavram var. ‘Born Against’i hardcore müzik tarzı olarak nitelendirmek yeterli değil mi?
Yine bilgisizlik. 90’lar Born Against’ten daha fazlasını içeriyor. Daha iyisini bilmemeniz bunun doğru olduğu anlamına gelmez. Ben Manumission tarzı hardcore diyebilirm ve pek çok insan bunun ne anlama geldiğini anlayacaktır. Ama yine de bu, Manumission’ın 90’ları tanımladığı anlamına gelmez. Ve bir kez daha belirtiyorum, Born Against hakkındaki en önemli şey onların tavrıdır. Müzikleri değil. Born Against iyi bir gruptu ama onları unutulmaz yapan tavırlarıydı. Rorscahach, Born Against’ten daha iyi bir gruptu. Tarzı daha benzersiz, daha canlı(müzikal olarak), ama Rorschach’ın tavrı etkili değildi. Born Against’i Rorschach’tan ayıran onların tavrıydı. Hardcore bir tavırdır, bir müzik tarzı değil.

Grupların apolitik tavırlarından bahsederken sadece şarkı sözlerini kastetmedik. 90’larda ve 2000’lerde “crass” ya da “dead kennedy’s” gibi gruplar yoktu. Biz politik tavır ve görüşten bahsediyoruz.
Crass eşi benzeri olmayan bir gruptu. Ama bu 1970’lerde ve 1980’lerdeydi. Crass tipik punk değildi. Özel bir şeydi bu. 1980’lerde yüzlerce, binlerce, miyonlarca aptal/ahmak/sinir bozucu grup vardı. Dead Kennedy’s bu kadar yenilikçi ne yaptı? Elemanların çoğu tamamen emekliye ayrıldı ve son birkaç yılda müziklerini otomobil reklamlarında çalınması için sattılar. Bana biraz müsaade et. The Dead Kennedy’s iyi sözleri olan güzel bir gruptu ama çok fazla değil.

Hardcore birçok farklı insan tarafından tanımlanan bir akımdır. Hiçbir grup hardcore’un ne hakkında olacağını temsil ya da tayin edemez.

ABD’de yaşıyorsun ve 1980’lerden beri “hardcore” akımının ortasındasın. Biz Türkiye’de diğer insanlardan ne duyuyorsak sadece onu biliyoruz. Her şeyi detaylı olarak bilmiyoruz. Senin bakış açın bizden farklı. Çünkü sen camianın içindesin, biz dışında. Biz born against’i bir şeylerin yaratıcısı olarak görüyoruz. Emotive hardcore camiasında ebullition’ı en önemli firma olarak görüyoruz. Biz daha çok kalıpların içinde yaşıyoruz. Umarım niçin böyle düşündüğümüzü anlamışsındır. Senin sözlerinde ne hoşuma gidiyor biliyor musun? “genre”lar hakkındaki düşüncelerini seviyorum. Çünkü bu genre saçmalıklarını yaratanlar kayıt firmaları. Kayıt firmaları tonlarca aynı gruba tonlarca farklı isim vermek istediğinden tonlarca genre var. Hepsi satmak ve daha fazla satmak uğruna. Siz bunu yapmıyorsunuz. Sadece hardcore’un var olduğunu sölüyorsun. Bu tamamen doğru.

Amacım seni sinirlendirmek değildi. Detayları öğrenmek istedim. Uzun cevapların için teşekkürler. Zamanını aldığım için üzgünüm.
Kızgın değilim. Sorularına aldırış etmiyorum ve bunları sorduğun için kızgın değilim. Sorulardaki ufak çatışmalar iyi cevapları sağlıyor. Aşağılık biri gibi davranmaya çalışmıyordum. Sadece bazen uygunsuz olabiliyorum. İnsanların hardcore’u neden müzik üzerine kurulu küçük genre’lara ayırmak da ısrar ettiklerini hiç anlamıyorum. Bana göre hepsi hardcore punk’tur. Ebullition’la hardcore’u öne çıkarmaya çalıştım sadece. Bana ilham veren grupları gördüm ve böylece kayıtlarını yaptım. Müzikal genre’larının ne olduğuyla hiç ilgilenmedim. Hardcore gerçekten müzikle alakalı değil. Tavırla alakalı.

En sevdiğim hardcore grubu Embrace. Tüm zamanlarda en sevdiğim hardcore grupları, herhangi özel bir sıra olmaksızın: Embrace, Ignition, Black Flag, Big Boys, Bad Brains, Nausea, Youth of Today, Born Against, and Downcast. Bu gruplar bana ilham verdi, beni motive etti, düşünmemi sağladı ve hayatta kim olacağımı belirlememe yardım etti. Benim sevdiğim şey müziklerine yansıttıkları tavırlarıydı. Tavırsız müzik hiçbir şeydir. Hardcore’u belirleyen tavırdır.

80’lerde ve 90’ların başlarında tüm bu harika hardcore grupları beraber çalıyorlardı. Still Life ve Man Is The Bastard’ın beraber çaldığını gördüm. Ya da Amber Inn ve Econochrist’in. Bu akımın başına gelen en kötü şeylerden biri de bir müzikal tarzdaki grupların değişik müzikal tarzdaki gruplarla çalmayı bırakmasıdır. 5 grindcore grubunun beraber çaldığını ya da 5 straight edge mosh metal grubunun beraber çaldığını görmek istemiyorum. Hardcore’da harika olan şey çeşitliliktir. Heartattack’i başlatma sebeplerimden biri budur. Birçok insanın hardcore’u müzikle ayırmaya çalıştığını hissettim. Heartattack’le hardcore’u tavırla tanımladık. Hardcore için hardcore yaşam biçimi ve tavırla alakalıdır. Monster X gibi grindcore ya da Still Life gibi emotive müzik yapman beni ilgilendirmez. Bana gore hepsi sadece hardcore’dur. Bu benim düşüncem. Birçok insan benimle aynı fikirde olmayacaktır ama umrumda değil. Sen onu ne yaparsan hardcore o’dur. Başkasının ne düşündüğünü ipleme.

Ve bu kişisel bir soru: amerikan hardcore isimli Sony üretimi film hakkında ne düşünüyorsun? http://www.sonyclassics.com/americanhardcore/
Bu film hakkında çok fazla şey bilmiyorum ama filmin internet sayfasındaki özete bakarsan “amerikan hardcore’unun 1980’lerin başındaki köklerinden 1986’da bastırılmasına kadar olan bu kayıp altkültürü takip ettiğini söylüyor. Bu ifadedeki kibir ve aptallık seni endişelendirmeli.

İnsanlar hep önemli olduklarını düşünmek isterler. Eminim ki 80’lerin başında popüler hardcore gruplarında kilit mevkide bulunan birçok insan kendileri sıkıldıklarında ve başka şeylere yöneldikleri andan itibaren hardcore’un öldüğünü düşünmüşlerdir. Herkes her zaman onunla işleri bittiklerinde o’nun da sona erdiğini düşünürler. Bu sadece saçmalık. Kimse hardcore’u belirleyemez. Her zaman devam edecektir o. Senden, benden ya da kendileri yeni bir şeye başladıkları zaman hardcore’un da öldüğünü düşünen 80’lerin kibirli dangalaklarından daha büyüktür.

Hardcore bağlılıkla alakalıdır. Katkıyla alakalıdır. Yeryüzünde inanan son kişi kalana kadar asla ölmeyecektir. Her gün her birimiz hardcore’un ne olduğunu ve ne olacağını tanımlamaya yardımcı oluyoruz. O, bizim yaşamlarımızdır. Ne olmasını istediğine karar ver ve onu yaşa.

www.ebullition.com
en.wikipedia.org/wiki/Ebullition_Records